Değerli Paydaşlarımız,
Koronavirüs salgını nedeniyle benzeri görülmemiş bir yılı geride bıraktık. Bu salgından tüm dünya sadece sağlık açısından değil, ekonomik anlamda da büyük bir yara aldı. IMF’ye göre pandeminin küresel ekonomiye maliyeti 2025 yılına kadar 28 trilyon ABD dolarını bulacak. 2020 yılında neredeyse 500 milyon kişi işini kaybederken, G20 ülkeleri, pandeminin etkilerini telafi edebilmek için 12 trilyon dolardan fazla harcama yaptı.
Pandemiden, birkaç iş kolunu istisna tutarsak, neredeyse tüm sektörler olumsuz etkilendi. Hemen her sektörde, tedarik zincirinin bozulması nedeniyle üretim sekteye uğradı. Küresel otomotiv sektörü de bu gerçeğin dışında kalmadı. Sadece Avrupa’da otomotiv pazarı 2020 yılında yüzde 23,6 daraldı. 2020 yılında Avrupa’da bir önceki yıla göre yüzde 24,3 daha az otomobil ve yüzde 18 daha az hafif ticari araç satışı gerçekleşti.
Yıl içerisinde üretimdeki zorluklara ek olarak dünyada ülkeler, hatta bölgeler bazında farklılaşan Covid-19 önlemleri nedeniyle tedarik zincirinde büyük aksaklıklar yaşandı. Oldukça kompleks bir yapıya sahip olan otomotiv tedarik zincirinin yeniden normale dönmesi kolay olmayacak.
Yaşanan bu sürecin, otomotiv sektöründeki karar mekanizmaları üzerinde önemli etkilerinin olacağını tahmin ediyorum. Pandemi, her sektörde olduğu gibi otomotivde de üretim noktalarının seçilmesinde artık tek kriterin maliyet olmaması gerektiğini gösterdi. Yaşanan deneyimin ardından, yeni dönemde global otomotiv üreticilerinin tedarik zincirlerindeki hassasiyeti ve kırılganlığı azaltmak için üretim üslerinin yerlerini değiştirmeye yönelmesi kaçınılmaz olabilir. Yeni yerlerin seçilmesinde, en az maliyet avantajı kadar, o ülkenin ana pazarlara yakınlığı, lojistik ve sağlık altyapısı, insan gücü ve verimlilik gibi konular da gündeme gelecek. Bu gerçeğin, ülkemiz adına ciddi bir avantaj yaratacağına inanıyorum. Türkiye’nin otomotiv, beyaz eşya, tekstil ve daha birçok sektörde köklü bir sanayiye sahip olması, eğitimli iş gücü, jeopolitik konumu ve iş yapış tarzıyla Avrupa’ya daha yakın olması nedeniyle, orta vadede sanayi ve üretim açısından dünyadaki ağırlığının daha da artacağına inanıyorum.
Pandemiye rağmen Türkiye otomotiv pazarı büyüdü
2020 yılında Türkiye, dünyadaki gelişmelerin aksine, sıfır ve ikinci el araç piyasası itibarıyla son yılların en hareketli dönemini yaşadı. 2019 yılını daralarak 479.060 adetle tamamlayan otomobil ve hafif ticari araç pazarı, pandemi etkisine rağmen 2020 yılında 772.788 adet satışla yüzde 61,3 gibi beklentileri aşan bir büyüme sergiledi. 2020 yıl sonu itibarıyla Türkiye, 2019 yılına göre yüzde 61,8 artışla Avrupa otomotiv satışları sıralamasında 6’ncı ülke konumuna geldi. Otomobil satışlarında da Avrupa’da 6’ıncı sırada yer alan Türkiye, Avrupa hafif ticari araç satışları sıralamasında 4’üncü oldu.
Türkiye’de pazar büyüklüğünün bu noktaya gelmesinde hiç kuşkusuz 2018 ve 2019 yıllarında otomotiv pazarının daralmasının yol açtığı talep ertelemesi önemli rol oynadı. Diğer yandan pandemi nedeniyle bireysel mobilite ihtiyacının artması, ikinci el pazarı da dahil olmak üzere otomotiv sektöründe talebin artmasına yol açtı. Ancak 2020 yılındaki keskin yükselişe rağmen Türkiye’deki otomotiv sektörünün büyüklüğü, 10 yıllık pazar ortalamasının halen altında bulunuyor. GSYİH’ye yüzde 4-5 oranında katkı veren ve ana sanayi, yan sanayi, distribütör, yetkili satıcılar, servis noktaları ve bağlantılı iş kolları ile 500 binin üzerinde kişiye istihdam sağlayan otomotiv sektörünün bu hızlı toparlanmayı sürdürmesini, özellikle pandemi döneminde ekonomi ve istihdam açısından çok değerli buluyorum.
Doğuş Otomotiv olarak yeni normale hazırız!
Pandeminin ilk gününden itibaren Türkiye’nin her bölgesinde gerek müşterilerimizin gerekse kamu ve resmi hizmet araçlarının acil destek ihtiyaçlarını kesintisiz karşılayabilmek adına saha operasyonlarımızın devamlılığı büyük önem taşıyordu. Bu çerçevede, en önemli önceliğimiz olan çalışanlarımız, müşterilerimiz, bayilerimiz ve tedarikçilerimiz dahil tüm operasyonumuzu kapsayacak şekilde sağlık ve güvenlik, operasyonel ve risk yönetimi açısından süreçleri tanımladık ve gerekli tüm önlemleri alarak uygulamaya geçirdik. Operasyonların merkezi olarak yönetilmesi amacıyla, kritik süreçlerin analizi ve aksiyon çalışmalarının iletişimi Acil Durum Yönetimi ekibimiz tarafından gerçekleştirildi. Pandemi ilanının hemen paralelinde toplanan İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları, dünyadaki gelişmeleri de takip ederek gerekli risk haritalarını çıkarttı. Acil aksiyon planları ivedilikle hayata geçirildi ve tüm risk maddeleri kapatıldı. Şeffaf iletişim politikamız gereği çalışanlarımızı düzenli olarak bilgilendirdik. Bu sayede de çok az sayıda hastalanan arkadaşımız oldu. Ayrıca, çalışma arkadaşlarımızın 7/24 ulaşabileceği, sağlıktan psikolojik danışmanlığa uzanan bir destek hattı kurduk.
Bu noktada, başta görevleri gereği uzaktan çalışma olanağı olmayan sahadaki çalışma arkadaşlarım olmak üzere, Doğuş Otomotiv ailesinin tüm üyelerine gösterdikleri uyum, fedakârlık ve çabaları için yürekten teşekkür ediyorum.
OEM, yetkili satıcı, servis ve müşterilerimiz de dahil olmak üzere etkileşimde olduğumuz farklı paydaşlarımızı da kapsayan tüm iş süreçlerimizi yeniden gözden geçirerek, hem sağlık hem de verimlilik açısından birçok iyileştirme yaptık. Teknik altyapı olarak hazır olmamıza rağmen daha önce deneme fırsatını bulamadığımız uzaktan çalışma modelini hayata geçirerek, verimliliğimizi katlayarak artırdık. Eğitimlerimizi, Şirket içi etkinliklerimizi online platforma taşıdık.
2020 yılında hem iklim değişikliği hem de sürdürülebilir finans alanında yaşanan global gelişmeler, daha sürdürülebilir bir dünya yaratabilmek için özel sektörün rolünün ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Ayrıca, demografik değişim, dünya çapında hızlanan şehirleşme, sınırlı kaynaklar ve teknolojik ilerleme gibi konular sürdürülebilirliğin 2030 yılına kadar gündemini oluşturacak gibi görünüyor. Söz konusu eğilimlerin dünyadaki tüm şirketlerin faaliyetlerine ve tüketicilerin davranışlarına çok önemli etkileri olacağı tahmin ediliyor. Birçok şirket, yaşanmakta olan bu eğilimleri şimdiden analiz ederek, gelecekte de var olabilmek için stratejilerini ve yatırımlarını şekillendiriyor. Stratejik bir öncelik olarak 2009 yılından bu yana sürdürülebilirliği iş modelinin merkezine yerleştiren bir şirket olmamız, pandeminin gerektirdiği bu hızlı dönüşüme uyum sağlamamızda en büyük avantajımız oldu.
Doğuş Otomotiv olarak benimsediğimiz bütünsel risk yönetimi anlayışı çerçevesinde finansal olmayan riskleri de dahil ettiğimiz etkin risk yönetimi anlayışımız ve oluşturduğumuz kriz planları sayesinde hızla değişen şartlara uyum yeteneğimizin yüksek olması da, bu zor süreçten hasarsız çıkmamızı sağladı. Kurumsal yönetim ilkelerine uyumu istikrarlı ve titizlikle sürdürerek notumuzu 9,67’ye yükselttik.
2017 yılından beri Şirketimizde Genel Müdürlük bünyesinde yürütülen ve sürdürülebilirlik alanındaki önceliklerimiz arasında yer alan Dijital Dönüşüm stratejimiz bizim için hayati öneme sahip. Bugüne kadar tüm süreçlerimizi dijitalleştirme hedefi doğrultusunda kat ettiğimiz mesafenin ve çabalarımızın yararını pandemide açıkça gördük. Çevik yönetim anlayışımızla alternatif senaryolar oluşturarak sayısız proje ve çözüm ekibi oluşturduk 2020 yılında tamamlanan projelerle toplam 18 milyon TL değerinde bir fayda elde ettik. Dolayısıyla, iş modellerimize başarıyla entegre ettiğimiz dijital altyapımız, 2021 yılında da en önemli rekabet avantajlarımızdan biri olacak. Önümüzdeki yıllarda da dijital dönüşüme yatırım yapmaya devam edeceğiz.
Dijital çağın beraberinde getirdiği yenilikler sadece çalışma biçimlerini değil, iş dünyasının beklentilerini, dolayısıyla ihtiyacımız olan yetkinlikleri de etkiliyor. 2020 yılında bu yetkinlikleri desteklemek ve çalışanlarımızın temel ve ileri seviye teknolojik uygulamalardaki hâkimiyetini desteklemek için Dijital Yetkinlik Gelişim Programı’nı tasarladık. Her seviyedeki çalışma arkadaşlarımızı, temel dijital farkındalık ve dijital dönüşüm eğitimlerine dahil ettik. Tüm çalışanlarımıza yönelik temel farkındalık video eğitimleri ile yeni teknoloji ve kavramların tanıtımını gerçekleştirdik. Ayrıca önümüzdeki dönem için bu teknolojiler üzerine daha kapsamlı bilgi edinmek adına farklı eğitim programları tasarladık. Böylece farklı fonksiyonlardan arkadaşlarımıza dijital dönüşüm yolculuğunda yeni beceriler kazandırarak “upskilling” planlamamızı gerçekleştiriyoruz.
Etkin ve sürdürülebilir e-tedarik zinciri yönetimi (endüstri 4.0) oluşturmak amacıyla dijitalleşme yatırımlarına öncelik veren ve yedek parça işletim sistemlerinin sürekli iyileştirilmesine yönelik projeler üreten Doğuş Otomotiv Yedek Parça ve Lojistik birimimiz, pandemi sürecinin başında tedarikçilerin düşük kapasite ile çalışma olasılıklarını ve parça tedarik sürecinde yaşanabilecek diğer riskleri değerlendirerek, emniyet stok seviyelerini zamanında ve gerekli miktarda artırdı. Tedarikçilerimizle koordineli ilerleyerek, yakın takip ile siparişlerin teminini sağladık ve müşteri taleplerini mümkün olan en hızlı şekilde karşıladık. Bunun yanı sıra çalışanlarımıza uyguladığımız tüm hijyen ve sosyal mesafe kurallarını, sahalarımızda hizmet veren tüm iş ortaklarımızın çalışanlarına da uyguladık.
Ekonomik ve toplumsal etkileri kadar, tüketici alışkanlıkları ve tercihleri üzerinde de derin etkileri olan pandemi sürecinde e-ticaret ve dijitalleşmenin hız kazanması ile değişen pazarın trendini yakalayıp, müşterilerimizin talep ve ihtiyaçlarını en iyi şartlarda yerine getirdik. Özellikle müşterilerimizin ihtiyaçlarına yönelik dijital çözümlerle hizmette kesintisizliği sağladık.
Otomobil ve hafif ticari araç satışlarımız 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 48,8 artışla 119.319’a ulaşırken, ağır ticari araç satışlarımız da yüzde 148,8’lik bir artışla 1.157 seviyesinde gerçekleşti. Tüm araçlar bazında satışlarımızın yüzde 49,4 arttığı 2020 yılında, yüzde 15,4 perakende pazar payı elde ettik. Satış başarılarının yanında markalarımız, hizmet kalitesinde referans gösterilen uluslararası başarılarını 2020 yılında da sürdürdü. Yıl içinde yaptığımız çok sayıda model lansmanı satışlarımızı güçlü bir şekilde desteklerken, elektrikli model atağımız da yeni araçlarla devam etti. Ana üreticimiz olan Volkswagen Grubu, izlediği etkin elektrikli araç politikası, geliştirdiği platformlar ve geniş elektrikli araç yelpazesiyle, elektrik temelli bir geleceğin küresel lideri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Grup, gelecek 5 yıl içerisinde elektrikli araçlara ve dijital teknolojilere 73 milyar euro yatırım yapmayı planlıyor. Halihazırda üretimde olan 20 modele 50 tanesinin daha eklenmesiyle, 2030’a kadar dünya yollarında tamamen elektrikli 70 modelimiz olacak.
Biz de bu hedef paralelinde, Türkiye’de Taycan’la başladığımız elektrikli otomobil atağımızı sürdürerek, önümüzdeki yıllarda birçok modeli tüketicilerle buluşturacağız. Diğer taraftan, müşterilerimizin elektrikli araçlarıyla kesintisiz seyahat edebileceği şarj istasyonu altyapısını geliştirmeye devam ediyoruz. Bu kapsamda 2020 yılında Porsche Experience Center’da kurduğumuz 3 adet 350 KW’lik Türkiye’nin en hızlı şarj istasyonu dahil, 7,8 milyon TL yatırımla Türkiye çapında 100 adet şarj istasyonunun kurulumunu tamamladık. Aynı zamanda sürdürülebilir bir gelecek adına, 2020 yılında Çevre Yönetim Sistemi’ni kurmak için komitemizi oluşturarak çalışmalara başladık. Önümüzdeki dönemde bu konuda yatırımlarımızı istikrarlı bir şekilde sürdüreceğiz.
2021 yılı da 2020 gibi öngörülebilir bir sene değil. Aşının salgını önlemedeki etkisi, mutasyon olasılığı ya da 3. dalga gibi konuların yanı sıra jeopolitik ve ekonomik dalgalanmalar da 2021 yılı için belirsizlikleri beraberinde getiriyor. Hızla değişen tüketici hassasiyetlerini ve beklentilerini anlamaya çalışmanın giderek önem kazandığı bu dönemde, otomotiv şirketlerinin iş modellerini de yeniden gözden geçirmeleri ve daha yaratıcı, daha esnek ve daha verimli çalışma yöntemlerini hayata geçirmeleri, yaşanan ekonomik hasarın tamiri ve sürdürülebilirlik adına kaçınılmaz olacak.
Bireysel mobilitenin artması, sürüş konforunun ötesinde yolda harcanan zamanın daha nitelikli geçirilmesine yönelik olarak otomotiv sektöründen beklentileri daha da artıracak. Otomotiv üreticileri müşterilerin bu beklentisine farklı çözümler geliştirmek ve katma değerli hizmetler sağlamak için daha hızlı ve dinamik çözümler geliştirmek zorunda kalırken, bağlantı servisleri, dönemsel hizmet uygulamaları, navigasyon ve yazılım güncellemeleri gibi veri bağlantılı hizmetler yepyeni bir pazar yaratacak. McKinsey & Company’nin yaptığı bir araştırmaya göre otomotiv şirketlerinin katma değerli hizmetlerden elde ettiği gelir, 2030 yılında satış sonrası hizmetlerden elde ettiği gelirlerin üzerine çıkacak.
Biz de Doğuş Otomotiv olarak, tüm olasılıkları değerlendirerek Covid sonrası döneme yönelik hazırlıklarımızı yapıyoruz. Yeni dönemde de, her zaman olduğu gibi krizden öğretiler çıkararak ileriye yönelmek, veri odaklı ve verimli çalışmak, çeviklikle yeni şartlara ayak uydurmak ve yepyeni bir döneme izimizi bırakmak birincil önceliğimiz olacak.
Saygılarımla,
Emir Ali Bilaloğlu
İcra Kurulu ve Yönetim Kurulu Başkanı